Dr. Ebubekir Sifil
Evrensel ilkeler?
Submitted by Abdulkadir on Cts, 2012-01-14 08:50Bazı kalıp ifadeler vardır; vahyin süzgecinden geçirmeden ve gereği gibi muhakeme etmeden zihin dünyamıza buyur ettiğimiz. Üzerine fikir, kanaat bina eder sonra yerli yersiz dile dökeriz. Gerçekten bize ait olup olmadığını sorgulamadan içselleştirdiğimiz bu kalıp ifadeler, hangi inanç, düşünce ve medeniyet havzasına ait ise o havza lehine düşüncelerimizde, kanaatlerimizde ve giderek inançlarımızda o dünya lehine dönüşümler gerçekleştirmeye başlar.
Müslümanların modern zamanlarda geçirdiği dönüşüm de, postmodern zamanlarda el'an yaşamakta ve müşahede etmekte olduğumuz dönüşüm de onlar vasıtasıyla cereyan ediyor.
"Evrensel ilkeler" de bu cümleden olmak üzere bilincimizde epeyce bir dönüşüm sağlayan kalıp ifadelerden. İslam'ın modernizasyonu projesi çerçevesinde sıklıkla gündeme gelen bu ifade, İslam'ın evrensel ilkeleri ihtiva eden, dolayısıyla mevcut durumla çelişmeyen bir din olduğu fikrini benimsetmek isteyenlerin sıklıkla gönderme yaptığı bir adres.
İki uç arasında
Submitted by Abdulkadir on Per, 2012-01-05 09:26Gün geçmiyor ki Şiilik ya da Vehhabilik propagandasıyla kafası karıştırılmış gençlerle muhatap olmayalım. Bu toprakların dinî hassasiyet sahibi gençlerinin kaderi oldu sanki bir uçtan öbürüne savrulmak...
Bu toprakların ilmî geçmişi ve müktesebatı hangi noktalarda bu gençleri tatmin etmekten aciz kalıyor ki, ifrat ile tefrit arasındaki bu savrulma gün geçtikçe ivme kazanıyor? Bu gençler bu ümmetin ana gövdesini oluşturan Ehl-i Sünnet'in hangi delilini ciddi olarak tartışıp çürüttükleri için o ya da bu marjinal çizgiye savruluyor?
Biri "Selef" adına, diğeri "Ümmet'in birliği" söylemini maske edinerek ayağımızın altındaki zemini kaydırıyor. Yanlış yaptıklarını söyleyenleri biri Kur'an ve Sünnet'e muhalefetle, diğeri Ümmet'i bölüp parçalamakla, "mezhepçilik" yapmakla suçluyor.
"KADIN FİTNESİ"
Submitted by Abdulkadir on Çar, 2012-01-04 22:36Rıhle'nin "Kadın" dosyasında yer alan yazıya da bu başlığı atmıştım. Orada kısmen dile getirdiğim birkaç noktaya burada biraz daha açıklık getirmek istiyorum.
Batı, dünyanın herhangi bir ülkesinin "geliştirilmesi ve kalkındırılması" gerektiğine karar verdiği zaman işe önce "kadını özgürleştirmek"le başlıyor. Daha doğrusu öncelik verdiği hususlardan birisi bu. Mesela Afganistan'da vaki işgalle birlikte öne çıkartılan ana temaların ne olduğuna baktığımızda bu hususu net olarak görebiliyoruz.
Acaba bu niçin böyle?
Özdemir İnce nerede yaşıyor? 2
Submitted by Abdulkadir on Çar, 2011-10-12 12:33Özdemir İnce gibilerin hoşuna gitse de gitmese de bu ülke vatandaşlarının kahir ekseriyeti Müslümandır. Müslümanların İslam'la ilişkisini, Hristiyanların veya başka din mensuplarının kendi dinleriyle ilişkisine benzetmek, meseleyi böyle algılama ısrarında olmak yanılgıdan ve sukut-i hayalden başka bir şey getirmez!
İslam modernistlerinin veya "Din'de reform/Dinî yenilenme" taraftarlarının anlayamadığı da burası. Şurada burada lokal hareketler/oluşumlar vücut bulmuş ve Cemaleddin Efganî veya Musa Carullah Bigiyef gibi isimlere "İslam'ın Lutheri" gibi yaftalarla büyük umutlar bağlanmış olsa da, bu dinin "çakma Luhter"ler eliyle reforme edilmesi düşüncesi hiçbir zaman sahici bir zemin bulmamıştır, bulamayacaktır...
Dolayısıyla İnce, Müslümanlara dinlerini öğretmek gibi talihsiz ve beyhude girişimlerde bulunmaktansa, mensubu bulunduğu milletin Müslümanlığını içine sindirmeyi denemelidir.
Bu ülkede başörtülü kadınların/kızların sayısının artması,
Postmodern dindarlık
Submitted by Abdulkadir on Paz, 2011-09-18 10:18Modern proje, Din'e cepheden tavır alan/dini dışlayan karakteriyle öne çıkarken, eşyayı ve varlığı vahiy ekseninde izah ve hayatı o doğrultuda inşa etmeyi seçen geniş kitlelerin itibarına mazhar olma şansını hiçbir zaman yakalayamadı. Halk, moderniteyi, daha ziyade -vülgarize anlatımla- alet-edevat kullanımı bağlamında benimsedi. (Hatta bunu epey abarttığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Teknolojik gelişmelere anında uyum sağlama kabiliyetimizin hayli yüksek olması bu anlamda önemli bir göstergedir mesela.) Modern projenin din ve dindarlık konusundaki bu dışlayıcı tavrı sebebiyle halkla idare edenler hep bir "zıtlaşma" görüntüsü içinde oldu. Yönetimler halkı "metazori dönüştürmeyi" temel amaç edinirken halk her fırsatta buna tepki gösterdi. Zaman zaman içine kapanarak, zaman zaman uygun gördüğü vasıtalar üzerinden izhar ederek değerlerinden vazgeçmek niyetinde olmadığını ortaya koydu...
Modernitenin hayatı konforize eden yanını benimseyen "muhafazakâr" kesimler, bunun sadece işin "görünen yanı" olduğunu genellikle fark etmez/etmedi.
Allah'a hamd, kula teşekkür
Submitted by Abdulkadir on Cts, 2011-09-03 06:34Ramazan ayı içindeki yazıları Ramazan'a inhisar ettirmek amacıyla başka yazı yazmadım. Dolayısıyla yazmak istediğim birçok husus Ramazan ayı dışına ertelenmiş oldu. Artık sırayı onlara verme zamanı.
Ancak bu yazıyı parantez içi bir açıklama olarak görmenizi istiyorum. Zira benim için önemli bir meseleyi sizlere taşıyacak.
Bundan epeyce bir zaman önce bu köşede okuduğunuz kimi yazılarda yer alan bilgi ve atıf hataları gibi hususlarla ilgili bir yazı yazmış ve sizden o yazıyı olabildiğince yaymanızı talip etmiştim. Amacım değindiğim yazılardaki arızaların olabildiğince fazla sayıda insana ulaşması ve olabildiğince fazla sayıdaki insanın o hatalı noktaların farkında varmasını bağlamaktı ki yanlışlar kalıcı olmasın.
Kürtler: Bir delikten iki kere sokulmak
Submitted by Abdulkadir on Pzt, 2011-06-13 01:00Aramıza yapay sınırlar çizilmeden ve "İslam ülkeleri" tabiri dilimize düşmeden çok önce zihnimizdeki yerini yitirmeye başlamıştı "İslam kardeşliği" olgusu. Her bir etnik unsur ayrı bir baş çekmeyi ve "İslam kardeşliği" vakıasını bu şekilde fiilen ortadan kaldırmayı "marifet" saymaya başladığında başlamıştı "bölücülük" fitnesi aslında. Araplar Türkleri "işgalci" görecek, Türkleri köpeklerine "Arap" ismi takacak vadilere savuran o illetten başkası değildi.
Sadece alfabemiz, takvimimiz, kıyafetimiz değildi değiştirilen; dost ve düşmanlarımız da değişmişti kaçınılmaz olarak. Sırtımızı birbirimize dönünce, yüzümüzü döndüğümüz taraftan olduk. Mıknatısın aynı uçları gibi birbirini iterek bugüne geldi Ümmet-i Muhammed'i oluşturan unsurlar ve yeryüzünde böyle bir dağılmışlığa bizden başka maruz kalan yok...
M.Esed meali
Submitted by Abdulkadir on Paz, 2011-05-29 07:51Soru: "(...) Ben yıllar evvel Yeni Şafak gazetesinin dağıtmış olduğu Muhammed Esed mealini aldım. Sonra duydum ki bir kaç yerde ehli sünnet dışı söylemler var. (Mucizenin inkarı gibi). Birkaç arkadaşla meseleyi tartıştık. Bir kısmı Esed'in önemli bir şahsiyet olduğunu söyledi. Bu konu hakkında bizi bilgilendirirseniz seviniriz."
Cevap
İtikadî noktada arızaları olan bir kimsenin bir yandan da "önemli" olarak nitelendirilmesi, neyi öne aldığımız ve önemsediğimiz sorusunu cevaplandırış tarzımıza göre değişecektir. Neye nasıl inanmamız gerektiği meselesinin önemini büyük ölçüde yitirdiği günümüzde başka hususların öncelenmesine şaşırmamalı...
Muhammed Esed'in kaleme almış olduğu, dilimize Kur'an Mesajı adıyla çevrilmiş olan mealde Ehl-i Sünnet'e aykırı yerler olduğu, gerçeği yansıtan bir tesbittir. Esed'in, mealinde Ehl-i Sünnet'i bid'at fırkalardan ayıran nesh, şefaat, kabir azabı... gibi hususlarda, hatta bid'at fırkaların dahi kabul ettiği nüzul-i İsa (a.s), cehennem hayatının ebedîliği gibi hususlara muhalif yorumlar ileri sürüp savunduğu bilinen bir husus.
Bu söylediğim hususlarla ilgili olarak şu ayetlere düştüğü notlara bakılabilir:
Suriye'de olanlar
Submitted by Abdulkadir on Pzt, 2011-04-11 15:44İslam coğrafyasında halkına karşı ılımlı politikalarıyla öne çıkan lider görüntüsünü veriyordu Beşşar Esed. Ta ki malum süreç Suriye'ye de sıçrayana kadar.
Bilindiği gibi sürecin ilk başlarında encamı ilk gören lider oydu. Arap liderlerin halklarının taleplerine kulak vermesinin zamanının çoktan geldiğini söyledi ve takdir topladı. O günden bu yana Suriye'de neler oldu. Suriye halkı bugün niçin ayakta ve Beşşar Esed gerektiğinde babasının Hama'da yaptığını yapmaktan geri durmayacağını gösteren uygulamaların altına niçin imza atıyor?
Burada Esed'in, Suriye halkının taleplerini tatmin edici şekilde karşılayıp karşılamadığı sorusu öne çıkıyor. Hama'da yaşananların hafızalardaki tazeliğini koruduğu bir süreçte ne oldu da Suriye halkı ve Suriyeli ulema Esed'in demir pençesiyle karşılaşmayı göze alarak sesini yükseltti ve kan aktı?
Takva- tağva gerilimi
Submitted by Abdulkadir on Pzt, 2011-03-21 09:05İki temel İslamî kavram "takvâ" ve "tağvâ". İlki genellikle meallerde "Allah korkusu" veya "sorumluluk bilinci" olarak veriliyor. Oysa takvanın bunları aşan boyutları var. Her şeyden önce "Allah korkusu" tabirini karşılayan bir değil, iki kavram var: Huşu ve haşyet. Bunlardan ilki korkuyla karışık saygıyı, bir dinginlik ve sekinet halinde idrak anlamını içerirken, ikincisi istiğrak halinde, her an canlı ve diri bir şuur halinde hissedilen korkuyu anlatıyor.
Takva ise, iman ve istikamete zarar vermesin diye, nefsi zabt-u rabt altına almak için mübahlardan bile gönüllü olarak vazgeçmeyi, uzak durmayı ihtiva eden "imanda ve amelde kemal" diye ifade edebileceğimiz bir hassasiyetin, incelmiş bir ruh halinin, ahlak ve seciyede billurlaşan bir tavrın teşahhusu. Biz bunu, insanın pozitif yönde, insaniyette zirveyi yakalaması olarak ifade edebiliriz.
Tağva ise azgınlıkta, isyan ve taşkınlıkta varılan son noktayı anlatıyor. "Tuğyan" ile aynı kökten. Bunu da insanın negatif yönde, şeytaniyette zirveyi bulması olarak işaretleyebiliriz.
Okuyucu Soruları 26 Bediüzzaman ve Risalei Nur
Submitted by Abdulkadir on Paz, 2011-03-13 08:25Fethullah Gülen hocaefendiye ABD'de sağlanan sadece ikamet imkânı değil. Cemaatin orada da yapılandığı ve çok yönlü faaliyetler yürüttüğü bilinen bir husus. Bu durumu nasıl değerlendirmeliyiz?
Şu bir gerçek: ABD için öncelik sıralamasının en başında yer alan husus kendi "kırmızı çizgileri"dir. Herhangi bir ekonomik girişim, fikrî oluşum, devlet, rejim, cemaat, tarikat, kişi, kuruluş... bu çizgileri geçme anlamına gelecek bir eğilim göstermediği etmediği sürece ABD için problem oluşturmaz. Böyle bir eğilim taşıyanların "kara liste"ye alındığı ise herkesin malumu. Hatta "eğilim" de şart değil, bu anlamda bir "potansiyel"in tesbit edilmiş olması dahi yeterli!
Şu nokta kesin: ABD herhangi bir kişi, kuruluş... vb.nin üstünü çizmişse, onu kendisi için tehlikeli/zararlı telakki etmiş demektir. Açıklığa kavuşturulması gereken nokta ise şu: ABD'nin üstünü çizmediği kişi, kuruluş... vb.nin "ABD'nin dostudur, öyleyse İslam'ın düşmanıdır, ya da en azından İslam'a zararlıdır" denebilir mi?
Meal yerine ne öneriyoruz?
Submitted by Abdulkadir on Cts, 2011-02-12 10:36A. Selçuk isimli okuyucu sormuş: "Ebu Bekir Bey, "Düşüncelerinizden etkilenen bazı insanların, insanları Kur'an ve meallerini okumaya davet eden bizleri sapkın düşünceli olarak ilan edip iftira ettiklerini bilmenizi istedim. Ve sorumlu olduğunuzu düşünüp bu maili size göndermeye karar verdim. Samimiyetime inanıp inanmamanız sizin meselenizdir.
"Meal, insanların Kur'an'ın kendi mesajlarında anlayabilmesi için yapılmış bir eylemdir ve bir alimin Kur'an'ı arapça okuyup dinleyenin kendi diline çevirerek izah etmesi de mealdir.
"Meal okunmasını önerenler dışlandığına göre ortaya koyduğunuz çözüm nedir? Bu çözümü gerçekten merak ediyorum.
"Kur'an'ı anlamak için yerküredeki insanlar ne yapmalı? Söyleyin ki; size göre sapkın düşüncelere sapmış olmayalım. Hakkımızda müfteri olmayın.
Tercüme farkı..
Submitted by Abdulkadir on Salı, 2011-02-08 06:52Aşağıda Muhterem Ebubekir Hocanın makalesini okuyacaksınız. Tercüme farkının son örneği, birilerinin otorite (!) diye pek övdüğü Karaman'a ait. Allah (cc) kendisinden razı olsun, Ebubekir hoca uyarmasa ve Karaman'ı okuyan biri , Ebubekir hocayı okumasa; Saduddin Teftazani gibi bir alime su'i zan yapmamız işten bile değildi.Bazen cehaletimin imanıma şahit olduğunu düşünüyorum. Ne cesaretle Kur'an ayetlerine, hadislere ya da ulema eserlerine kendi fikirlerini söylettirebiliyorlar.Allah (cc) ümmeti islah etsin.(Amin)
''ET-TEFTÂZÂNÎ VE SAHABE
Milli Gazete - 7 Şubat 2011
"Mu'âviye'yi sevmiyorum" diyen Prof. Dr. Hayreddin Karaman hocanın, bu tavrını et-Teftâzânî ile desteklemek amacıyla ondan naklettiği bir pasaja 31 Ocak tarihli yazımda yer vermiştim. et-Teftâzânî'nin genel olarak Sahabe ve özel olarak da Hz. Mu'âviye hakkındaki görüşünü yine aynı yazıda özetle aktarmıştım.
Acaba et-Teftâzânî'nin konu hakkındaki tavrını hangi iktibas gerçek olarak yansıtıyor?
Hz. Mu'âviye (ra)
Submitted by Abdulkadir on Cts, 2011-01-29 08:46Hayreddin Karaman hocanın bir cümlesi ve daha sonra o cümleyi açıklama/gerekçelendirme sadedinde kaleme aldığı yazı dolayısıyla gündeme gelen Hz. Mu'âviye hakkında, tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de Şia'nın iddia ve ithamlarına cevap vermek ve Ehl-i Sünnet'in konuya bakışını yansıtmak maksadıyla hayli çalışma yapılmıştır.
Şia'nın tavrını anlamak mümkündür de, her fırsatta Ehl-i Sünnet olduğunu söylemekten geri durmayan insanların tavrını anlamak gerçekten mümkün değildir.
Ne diyor hoca?
"Peygamberimiz (s.a.) "Sövmeyin" diyor, ben de sövmüyorum, Peygamberimiz "onları seven benim sebebimle (beni sevdikleri için severler, onlardan nefret edenler de benden nefret ettikleri için böyle yaparlar" buyuruyor. Ben bu hadise de dayanarak
Okuyucu Soruları 26 Bediüzzaman ve Risalei Nur 22
Submitted by Abdulkadir on Paz, 2011-01-23 12:50Bediüzzaman'ın siyasete bakışı konusunda geçen iki yazıda aktardıklarımdan hareketle şunu söylemek mümkün: Kendisi siyasete bizzat karışmak istemediği, hatta mesafeli durduğu gibi, talebelerinin de aynı şekilde hareket etmesini istemektedir. Ancak önemle belirtelim ki, buradaki "siyasete karışmak"tan kasıt, siyasî faaliyetlere girmek, özellikle de "seçilme" mevkiinde olmamaktır.
Yoksa Bediüzzaman'ın siyasetle ve siyasetçilerle hiçbir şekilde ilişki ve irtibat kurulmamasını istediği şeklinde bir sonuç çıkarmak yanlış olacaktır. Bilhassa CHP zihniyeti söz konusu olduğunda son derece tavırlı ve tepkili iken, DP iktidarında ilişkilerin daha sıcak ve olumlu seyrettiğini söylemek doğrunun ifadesi olacaktır. Aşağıdaki pasaj bu söylediğimin oldukça güzel bir iadesini oluşturuyor:
Son yorumlar
3 gün 16 saat önce
3 gün 16 saat önce
3 gün 17 saat önce
4 gün 12 saat önce
4 gün 13 saat önce
4 gün 19 saat önce
4 gün 21 saat önce
5 gün 3 saat önce
5 gün 3 saat önce
5 gün 6 saat önce