Ah Karaman ah..!

Bir insanda azıcık nefs muhasebesi, Allah (cc) korkusu olsa; nefsinin bu denli emini olarak, bunca eleştiriye karşın tek cümle yazamaz, tek kelimelik ahkam kesemez din adına..

Mahşeri ve hesabı, azarı ve açaltıcı azabı düşünür..!

Ebubekir Sifil hoca; gerek Rıhle'de, gerekse diğer makalelerinde; Gureba dergisi..vs. onlarca reddiyeler yazdılar kendisine..Hem de yenilir yutulur değil; ilmi/nakli ve ispatlı..!

O kalkmış bugün yine anormal cümleler kurmaktan korkmamış ''Peygamberimizin Çağrısı'' başlıklı yazısında..

Yazının üst kısmı erbabına kalsın tenkit için. Ben aciz şu cümleleriyle yine derin üzüntü duydum:

Ehl-i Sünnet'in Kur'an ve Sünnet Anlayışı

Geçmişte Ehl-i Sünnet müslümanlar neye nasıl inanacaklarının şuurundaidiler. Bugünse bu şuurun ne yazık ki önemli ölçüde zayıfladığını söylemek durumundayız. Bu sebeple Kur’an ve Sünnet anlayışı noktasında Ehl-i Sünnet’e ait olanı diğerlerinden ayıran temel özelliklerin neler olduğunu bilmek ve bunların gerekçelerine vakıf olmak hayatî önem arzetmektedir.

Tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de yüce dinimizin iki temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet konusunda birbirinden farklı yaklaşımlar bulunduğunu biliyor, görüyoruz. Dönemini kapatıp tarihe mal olmuş fi krî ve itikadî cereyanlar hakkında çok fazla kafa karışıklığı yaşamıyoruz. Mutezile denince, Mürcie denince ya da Haricîlik denince neden bahsedildiğini biliyoruz. Ulemamızın her türlü takdirin üstündeki çalışmaları sayesinde, bunlar ve benzeri bid’at yönelişlerin adını ilk duyduğumuzda bilincimizdeki bir mekanizma harekete geçiyor ve bizde “yanlış” bir şeyden bahsedildiği kanaati hemen uyanıveriyor.

Sahtekarlar dine dadanıp niyetlerini bozarlarsa

İlginç bir seneryo.. Uyanık olmak gerekiyor. Gafletin bedeli ağır olabilir

Kuran müslümanlara göre Allah tarafında korunan bir kitap. Bir harfi dahi değiştirilemez. Bunun imkanı yoktur.

Peki biri piyasaya değiştirilmiş sahte Kuranlar sürmüş olsa; bu sahtelerin içindeki ayetlerde oynamalar yapılmış olsa ve bunlar piyasada bulunan Kuranlara dış görünüş bakımından çok benziyor olsa acaba ne olurdu? Her sahte Kuranda bulunan değişiklikler farklı bölümlerde olacak ve bu şekilde sahte olanların daha sonra tespit edilmesi zorlaşacak.

Özgürlük ve Allah'ın Çizdiği Sınırlar

Bizi insan olarak var eden kudret sahibi, insanlığımızı koruyarak yaşamanın yollarını da göstermiştir. İslâm’ın insanı “sorumlu varlık” olarak görmesi, bu çerçevede temel bir öneme sahiptir.

İslâm dışı inanç ve düşünce sistemleri ise, özellikle modern kültür insanı “özgür varlık” olarak tarif eder. Modernitenin hayatın temeline yerleştirdiği en temel kavramlardan birisidir “özgürlük.”

İslâm’ı bugünün modern değerler ekseninde anlama ısrarında olanların yaygın olarak düştüğü hatalardan birisi, diğer inanç ve düşünce sistemleri gibi İslâm’ın da insanı “özgür varlık” olarak gördüğünü söylemeleridir. İslâm’ın kölelik kurumunu ortadan kaldırmak için getirdiği çözümleri de bu yaygın hatayı delillendirmek için kullanırlar.

Evet İslâm’ın köleliği teşvik etmemek, her fırsatta köle azadına yönlendirmek gibi tedbirlerle köleliği ortadan kaldırmaya yönelik uygulamalar getirdiği bir vakıadır.

İslami İlimlerde Yenilik Talepleri

Günümüzde -özellikle bir kısım akademik çevrelerde- dinin tecdidi konusunda değişik bir anlayış hüküm sürüyor. Onlar “tecdid” denildiğinde Din’in baştan aşağıya yenilenmesini, yeni ve farklı bir din anlayışının ikame edilmesini anlıyor. İtikadıyla, ameliyle, Kitap ve Sünnet anlayışıyla tamamen farklı olan bu anlayışın “Selef” konusundaki düşüncesi de farklıdır tabii olarak.

Sahabe çağından itibaren her nesil, sonra gelenlerin dindarlığında, takvasında ve dinî hassasiyetinde önce geçenlere oranla bir azalma ve eksilme olduğunu söyleyegelmiştir. Herhangi bir konuda ideal davranışın ve anlayışın nerede bulunacağı sorusunun cevabı Ümmet-i Muhammed için bellidir: Selef! Kur’an ayetlerini nasıl anlayacağımızdan Sünnet’in sübut ve delaletine kadar herhangi bir meselede tereddüde düştüğümüzde başvuracağımız adres her zaman Selef olmuştur.

Şüphesiz bu durum sebepsiz değildir. Güneşin etrafında elips şeklinde bir yörünge izleyerek dönen dünyamızda, elipsin uzak ucuna vardığında güneşten uzaklaşması sebebiyle sıcaklığın azalması gibi, nurlu Nübüvvet çağından uzaklaştığımızda da ruhumuzda ve manevi dünyamızda güz rüzgârlarının esmesi eşyanın tabiatındandır.

İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyim'in Cehennemin ebediliği meselesindeki görüşünün tesbiti

Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi merhumun, Cehennem azabının kâfir ve müşrikler için ebedi değil geçici olduğunu savunan Kazan'lı Musa Carullah Bigiyef'e[1] reddiyesinden[2] sonra bu batıl davanın Kur'an ile temellendirilmesinin mümkün olmadığı, en küçük bir şüpheye mahal bırakmayacak tarzda tescillenmişti.[3]

Ancak mezkûr reddiye, bütün ihtişam ve nefasetine rağmen, Cehennem azabının kâfir ve müşrikler için ebedi olmadığını savunanların ileri sürdüğü merviyyat üzerinde –son derece isabetli tesbitler sunmakla birlikte– alabildiğine kısa durduğu için, meselenin bu yönü bakımından takviyeye muhtaçtır. Hemen aşağıda değinileceği üzere konunun bu yönünü de Muhammed b. İsmail es-San'ânî, Ref'u'l-Estâr isimli eseriyle büyük ölçüde ikmal etmiştir..

Bu yazının amacı ise, İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının ebedi olmadığı görüşünü benimseyip benimsemediği tartışmasını bir sonuca bağlamaktır.[4]

Dinlerarası Diyalog Ve Misyonerlik Faaliyetleri

Özellikle son yıllarda ülkemizin değişmez gündem maddeleri arasında kendisine sağlam bir yer edinen dinlerarası diyalog ve misyonerlik faaliyetleri, orta ve uzun vadede ülkenin geleceği üzerinde kalıcı ciddi etkiler yapabilecek tabiatı dolayısıyla, karşı karşıya bulunduğumuz handikaplar listesinin başlarına, hatta en başına yerleştirilmelidir.

Zira söz konusu faaliyetler, ülkemizi ve insanımızı "din" ve "kültür" gibi temel varoluş alanlarında zayıflatmayı, kuşatmayı ve son tahlilde teslim almayı hedeflemekte, bu hedefe ulaşabilmek için başta siyaset ve ekonomi olmak üzere birçok enstrümanı etkin biçimde kullanmaktadır.

Bu bakımdan dinlerarası diyalog ve misyonerlik faaliyetleri yürütülürken ön plana çıkarılan "hoşgörü, barış, çoğulculuk, farklılıklara tahammül, İbrahimî dinlerin birliği..." gibi kavramsal gücü olan "masum" ve "sivil" tabirlerin, bu meyanda yalnızca birer "maske" işlevi gördüğünü tesbit etmek durumundayız.

Şii'lerin Kuran İmamet Ve Takkiye Anlayışı

1. 12 İmam’ın öldükten sonra döneceği yalanı (S.56-57)
Rec'at Akidesi
Şîa'nın sapık inançlarından birisi de, rec'at akîdesi-dir. Şiîler, kurucuları İbni Sebe' ile birlikte, oldukça er ken bir devirde, buna inanmaya başladılar. Kitaplarını okuyan ve mezhepler ini bilen herkes, onların, bu inanç üzere olduklarını hemen farkedebi lir. Onlar, sadece Hz. Ali'den Hasan el-Askerî'nin oğluna kadar olan Şîî imamların imametler ine inanmakla kalmaz, aynı zamanda, On-ikinci îmânın öldükten sonra geri döneceğine (rec'at) de inanırlar.

‘İslami’ kristoloji?!

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Star gazetesine bir mülakat vermiş.(1) Gazetenin internet sayfasından izlenebileceği gibi(2) bu mülakat, "Diyanet İşleri Başkanı (...) "dinin yasakladığını devlet serbest bırakabilir" dedi" sözleriyle değerlendirildikten sonra, söz konusu mülakat üzerine yazılmış bir yazıya yer veriliyor.

"Bardakoğlu'nun din ve laiklik ilişkisini yeniden gündeme taşıyan bu ifadeleri üzerine yazdığı yazıda ilahiyat profesörü Düzgün, İslam siyaset teorisini şekillendiren saikleri ele alıyor ve siyaset alanındaki ilkelere dikkat çekiyor" ifadeleriyle takdim edilen yazısında Ankara İlahiyat'tan Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün, Din'in, 50 yıl öncesine nazaran bireyin ve toplumun hayatına daha etkin biçimde döndüğünü söylüyor ve bunun hem "iyi", hem de "kötü" haber anlamına gelebileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

Ahir zaman deyip geçmeyin!

Rıhle'nin son (8.) sayısı, dosya konusu olarak "ahir zaman"ı seçmişti. Ahir zaman dendiğinde akla gelen hususları -herhangi bir noktayı dışarıda bırakmamaya özen göstererek- ele almaya gayret ettik. Vurgulamaya çalıştığımız temel nokta şuydu: Ahir zaman öyle bir zaman dilimidir ki, anormalliklerin normal, normalliğin anormal olarak algılanması bu zaman diliminin en önemli özelliklerindendir. Efendimiz (s.a.v)'den, bu noktayı dikkatlerimize sunan pek çok hadis nakledilmiştir. Bunlardan birisinde "kişinin mü'min olarak sabahlayıp kâfir olarak akşama gireceği ve mü'min olarak akşamlayıp kâfir olarak sabahlayacağı" ifade buyurulmuştur.1

Anormalliklerin normal karşılanmadığı bir ortamda böyle bir durumun vuku bulabilmesi mümkün müdür?

Vatan gazetesindeki köşesinde Prof. Dr. Süleyman Ateş hoca, kıyamet alametleriyle ilgili bir soruya cevap sadedinde şunları söylemiş:

Hangi Diyanet

"Konuya girmeden önce İslam anlayışında "kutsal metin" ve "Allah kelamı" hakkında şunları belirtmek isterim: İslam anlayışında tartışmasız tek kutsal, uluhiyettir. Ancak Kur'an'ın Allah kelamı mı, yoksa Allah kelamının yansıması mı olduğu son derece tartışmalı olduğundan Kur'an'ı kutsal kitap olarak nitelendirmek daima sorunludur." (...)

"Modernizm kendi kural ve değerlerini yerleştirerek her şeyi tersine çevirdi. Müslümanların ek olarak Kur'an'la alakalı değişim ve yenilik fenomeni üzerinde düşünmeleri gerekti. Çünkü Kur'an vahyi hayatın hiçbir alanında güne uymuyordu. Kur'an ne güncel kavramlarla konuşmakta ne de güncel sorunları irdelemekte. Bu nedenle Kur'an'ın vahyi ile güncel dış dünya arasında birebir bağlantı bulunmamakta..."

Fetva kültürü

Bu köşede zaman zaman "fetva" meselesi üzerinde duruyoruz. Fetvanın ne olduğu, fetva sormanın ve vermenin mahiyeti, önemi, hassasiyeti... gibi hususlar fetva kültürünün kaybolmaya yüz tuttuğu günümüzde daha bir önemle kavranmak durumunda. Yaptığı işin fetva sormak ve fetva vermek olduğunu bilerek ya da bilmeyerek fetva soranların da verenlerin de sayısının hayli arttığı bir vakıa.

En temel ve teknik meselelerde bile hayli "rahat" cümleler kuran insanların sayısındaki artış -genellikle takdim edildiği gibi- sadece "okuyan, düşün, araştıran" insanların sayısındaki artışı mı gösteriyor, yoksa dindarlığımızdaki bir "gevşeme"nin, hatta "çözülme"nin işareti olarak mı algılanmalı?

Mardin fetvası

Hangi aklı başında ve ruhunu satılığa çıkarmamış kişi, yaşadığı memleket işgal ve istila edildiği zaman buna bütün gücüyle karşı koymaz? Vatan müdafaası, insanın tabii ve refleksif olarak yerine getirdiği bir görev değil midir?

Başkalarını bir kenara koyalım; İslam dünyasında kâfir tasallutuna çanak tutulabileceğini, yardım edilebileceğini Nasîruddîn et-Tûsî dışında söyleyen bir Allah kulu olmuş mudur? (1)

Soru şu: Herhangi bir mufassal Fıkıh kitabında, "Kâfir tasallutuna maruz kalmış herhangi bir İslam toprağında "nefîr-i âmm" (umumî seferberlik) durumu çerçevesinde cihada iştirak etmek ve vatan savunmasına gücü yettiğince katkıda bulunmak her Müslüman üzerine farz-ı ayndır" hükmünü görmek mümkün iken,(2) İbn Teymiyye'nin "Mardin fetvası" adı altında gündeme getirilen tavrı niçin özellikle seçilmiştir?

Muhtelif meseleler 4

Okuyucunun, "İslam-laiklik-demokrasi ilişkisi" temalı 3. sorusunun cevabına devam ediyoruz.

Önemli olan, Müslümanların, ezelî ve ebedî hakikatleri mümkün olduğunca fazla sayıda insana ulaştırma, mümkün olduğunca fazla sayıda insanı, hayatı bir bütün olarak kucaklayan İslam'ın diriltici soluğuyla buluşturma azminde ve cehdinde olmasıdır. Din'in sabitelerinin, Allah ve Resulü'nin çizdiği sınırların herhangi bir biçimde zedelenmemesine, örselenmemesine azami dikkati göstererek, Din'in bütünlüğünün muhafazasını gözeterek bu temel görevi yerine getirmek, meselenin olmazsa olmazını oluşturuyor. Geri kalan kısım ise nihaî noktada şartlar ve imkânlar göz önünde bulundurularak tesbit edilecek "metot"la ilgilidir.

Şok edici bir fotoğraf ve mühim sözler...

Geçen haftaki yazımda, Eminönü Halk Eğitim Müdürlüğü binasında yapılacak olan konferansı duyurmuştum. O konferans gerçekleşti. Çok da mühim şeyler söylendi.
Ankara Ü. İlahiyat Fakültesi profesörlerinden 9 dil bilen Mehmet Bayraktar’ın, not alabildiğim bazı cümlelerini aktarmak isterim:
“Dinlerarası Diyaloğu başlatan Vatikan gibi gözükse de, bunu esas isteyenler Yahudilerdir. Dinlerarası Diyalog yapması için Vatikan’a baskı da ABD’den geliyor. Dinlerarası Diyalog esas olarak 1892’de ABD’de başladı. Bu proje, ABD’deki büyük sermaye sahiplerinin finansı ile oluyor.

İçeriği paylaş
Google
 

Anket

Sinema ve dizilerin islami yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?:

Sünnet . islam . iman . Kur'an-ı Kerim . kıyamet alametleri . Din ve Inanc . Ehli Sünnet . Mehdi . Hadis . Dört incil . Mezhep . cennet . Hıristiyanlık . eshab-ı kiram . tevhid . iman esasları . cinler . Hıristiyanlar . mezhepsizler . cehennem . küfür . ehli sünnet alimleri . ehli sünnet itikadı . mezhepler . amel . isa'nın gökten inmesi . Mehdi'nin çıkış alametleri . ahir zaman . din tahripçileri . eshaba dil uzatmak . islam düşmanları . mezhepsizlik . islam alimleri . incillerdeki çelişkiler . peygamberler . cennetlikler . mümin . sapık fırkalar . hak mezhepler . eshabı kötülemek . eshabı kiramı sevmek . kader . Sinoptik inciller . Hz. isa'nın mucizeleri . mezhebe uymak . eshabı hayırla anmak . Allah'ın sıfatları . Kitab-ı Mukaddes . Hıristiyan inancı . inanç . incil . vehhabilik . ehli sünnet vel cemaat . hadisi şerifler . Yeni Ahid . Muharref inciller . cin . ahiret günü . Müminler . eshabı kiramın üstünlükleri . peygamberimiz . Hıristiyan dünyası . vaaz ve nasihatleri . çarmıha gerilmesi olayı . Kuran ayetleri . Mehdi’nin ortaya çıkışı . islam'ın hakimiyeti . PKK . Ermeni Sorunu . din düşmanları . şirk . ilim . ehli sünnet yolu . Kuran . kadere iman . Yahudiler . tahrifat . Yuhanna incili . Allah'a iman . Misyonerler . mirac . ashaba muhabbet . ashab . müslümanlık . mezhep imamları . itikad . Hz. isa'nın sözleri . hadisler . iman etmek . Ehli sünnet mezhebi . irade . kıyamet günü . hesap günü . kaza . hayırlı amel . Tutku filmi . insanların hayırlısı . eshabı kiramın fazileti .

Son yorumlar