Entellektüel obezite

Rivayete göre el-Hasenu'l-Basrî, Efendimiz (s.a.v)'in Ureyneliler'le ilgili uygulamasının Haccac'a nakledilmesini doğru bulmamıştır. Sebebi, Haccac'ın bu uygulamadan hevasına uygun neticeler çıkarmasıdır.1

Bilginin üzerinde her yönüyle özel bir hassasiyet göstererek durmamız gereken bir "emanet" olduğunu dile getiren referanslarımız var. "İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve Resulü'nün yalanlanmasını ister misiniz?"2 diyen Hz. Ali (r.a)'ın nasıl bir endişe ile hareket ettiğini anlamak zor değil.

Aynı hassasiyeti Abdullah b. Mes'ûd (r.a)'da da görmek şaşırtıcı gelmiyor: "Bir gruba, akıllarının almayacağı şeyler söylersen, şüphesiz bu onların bir kısmı için bir fitne olur."3

Türkiye’yi İsrail’in Sömürgesi Yapmışlardı

''İslamî kesimden bazıları "Bu iş için İsrail'den izin alınmalıydı" diyorlar.

İsrailden izin almak demek onun Gazze üzerindeki hakimiyetini ve zulmünü kabul etmek, meşrulaştırmak demektir.

Gazze İsrail toprağı değildir.''
* * *

İsraille 50 kadar (çoğu askerî) anlaşma yapılmış bunlar Türkiye Büyük MilletMeclisinden geçirilmemiş. Mahiyetlerini, konularını, içyüzlerini doğru dürüst ne Meclis biliyor, ne de halk.

İçinde saçı bitmedik yetimlerin hakları da bulunan milyarlarca dolar, yok tank tamiri, yok pilotsuz uçak diye İsraile peşkeş çekilmiş. Bunların hesabı yok, kontrolu yok.

Siyonistler Türkiye'yi bir tür sömürge haline getirmişler.

Hocaefendi'nin açıklaması

IHH önderliğindeki "Filistin'e Yardım" girişimine İsrail'in müdahalesi, gerek tarzı, gerekse neticeleri dolayısıyla çok konuşulacak; bu kesin. Bu olayın kısa vadedeki etki ve yankıları yanında uzun vadedeki etki ve yankıları da olacak şüphesiz.

Olay henüz sıcaklığını muhafaza ettiğinden, konu hakkındaki her sözün, her tepkinin "refleksif" bir yanı var. İlk anda gösterilen tepkilerde her zaman "kurgu dışı", "tabii" bir boyut vardır. Dolayısıyla Hocaefendi'nin açıklamasını biraz da bu çerçeveden değerlendirmek gerekir.

Dünyanın -İsrail ve Amerika dışında- neredeyse tamamının ortak tepki verdiği bir olay söz konusu. Kurulduğu günden bu yana varlığını işgal, entrika, zulüm ve oldu-bittiye getirme politikaları üzerine inşa etmiş bir devlet var ve bu devlet, son olayda tamamen sivil karakterli ve farklı dinlere mensup insanlardan müteşekkil bir yardım girişimine uluslararası sularda son derece vahşi bir şekilde müdahalede bulundu. Kanını akıttığı insanlardan başka, yaralılara ve diğerlerine yaptığı muamele de kendisinden görmeye alışık olduğumuzdan farklı değil.

Böyle bir vakıa karşısında ilk tepki "otoriteye başkaldırı" merkezli mi olmalı?

Bir İlahiyatçıya Açık Mektup

Sayın Bay İlahiyatçı!.. Sizinle şahsî bir alıp vereceğim yoktur. Aşağıdaki tenkitleri ve uyarıları bir Müslüman olarak garazsız ivazsız yapmaktayım.

1. Sizin Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanlığını ilmihal Müslümanlığı diyerek bozuk göstermeniz tamamen bâtıl bir iddiadır ve büyük bir haddini bilmezliktir.

2. "Ben size Kur'ânMüslümanlığını anlatıp öğretiyorum." mealindeki iddialarınız da gülünçtür. Asıl Kur'ân Müslümanlığı Ehl-i Sünnet Müslümanlığıdır. Sizin anlattıklarınızın çoğu vahim bid'atlerden; re'y, heva, nefsâniyet ve kötü niyete dayalı çarpık yorumlardan ibarettir.

3. Sizin yolunuz icmâ-i ümmete, cumhur-i ulemaya, sevad-ı âzama zıttır.

4. Siz alim geçiniyorsunuz.Kendinizi din alimi, din önderi olarak reklam ediyorsunuz. Siz gerçekten alim olsaydınız, ilminizle âmil olurdunuz. Ne biçim din alimi, din önderisiniz ki, beş vakit namaz bile kılmıyorsunuz. O namaz ki, dinin temelidir. Peygamber aleyhissalatü vessalam "Namazı terk eden dinini yıkmış olur" buyuruyor.

Obama ve Fethullah Gülen beyanları !

Katil İsrail'in yardım konvoyundaki malum cinayet ve işkencelerinin ardından ABD başkanı Obama olayı ''trajik bir durum'' olarak yorumlayıp, ''gereksiz can kayıplarının'' olduğundan dem vururken; ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da, "İsrail hükümetinden, bu trajik olayın etrafındaki tüm gerçeklere ulaşan ve uluslararası standartlara uyan hızlı, tarafsız, güvenilir ve şeffaf bir soruşturma yürütmesini bekliyoruz." diye konuştu.

Onlar bu kadarını da söylemeyeceklerdi, eğer Türkiye Başbakanı ve Dışişleri bakanı aktif ve cesur olmasalardı..

ABD'de yaşayan biri daha var ve önemsediği olaylarda konuşur..''Hocaefendi'' derler kendisine..Ne hoca..!

Fethullah Gülen'in, Hakan Albayrak ve Bülent Yıldırım'ı da üzen şaşkına çeviren sözleri Obama yada Clinton'dan farklı değildi çünkü..

Gülen,Wall Street Journal'e : ''Gördüğüm şeyler hoş değil. Çirkin şeylerdi..diyerek başladığı konuşmasına,"İHH İnsani Yardım Vakfı" gemisinin İsrail'den izin alması gerektiğini..Otoriteye karşı gelinmemesini..İsrail'den izin alınması gerektiğini..'' söyleyebildi.

Kaderi İnkâr Eden İbn Sebe’ciler

Ehl-i Sünnet Müslümanlığında imanın altı şartı vardır, bunlardan biri kadere imandır. "İslâm'da kader inancı yoktur, kadere iman Emevîlik dininde vardır" demek büyük bir yanılgıdır.

Kader Kur'ânla, Sünnetle, icmâ-i ümmetle sâbittir. Münkiri dinden çıkar.

Kader derin bir konudur, Müslümanların bu konuda tartışmaması, kendi re'y ve hevalarıyla konuşup yazmaması gerekir.

Ehl-i Sünnetin Kur'ân tefsirlerine, hadîs şerhlerine, akaid kitap ve risalelerine, büyük ve küçük ilmihallerine bakarsak orada kadere imanı görürüz.

Kader konusunda insanlar iki türlü yanılmıştır:

1. Kaderi büsbütün, bilkülliye inkâr ederek.

Hulefa-i Raşidin'in Sünneti

Efendimiz (s.a.v)'in peygamberlik misyonunun sadece Sünnet-i Nebeviyye ile sınırlı bir etki ve fonksiyona sahip olduğunu düşünmek yanıltıcıdır. Tıpkı Sünnet'in Kur'an-ı Kerim'in beyan, tefsir ve hayata açılımı olması gibi, Sahabe-i Güzin de (Allah hepsinden razı olsun) Sünnet için benzer bir işleve sahiptir.

Bu son söylediğim hususun muhtelif açılım ve yansımaları vardır. Efendimiz (s.a.v)'in, Sahabe'nin eğitiminde ve yetişmesinde niçin o kadar hassas davrandığı, bilhassa Ashab-ı Suffe üzerine niçin müstesna bir ilgiyle titrediğini ancak bu noktayı dikkatte tutarak açıklayabiliriz. Pek çok savaşta pek çok yakın sahabîsini şehid vermiş olan Efendimiz (s.a.v)'in, Bi'r-i Ma'ûne olayı üzerine 40 gün kunut yaparak Ri'l, Zekvân ve Usayye kabilelerine beddua etmesinin izahı elbette başka türlü yapılamaz…

Müslümanlığımızın Sünneti Seniyye ile ilişkisi

Modern zamanlarda Müsteşriklerin ektiği fitne tohumu ne yazık ki tutmuş ve Ümmet-i Muhammed pek çok sahada bilinç kaymasına maruz kalmıştır. Bu "maraz" durumu kendisini en fazla Kur'an ve Sünnet'le ilişkimizde göstermektedir.

Şurası kesin: Sünnet'ten tecrit edilen Kur'an, okuyanın ve yorumlayanın niyet ve maksadına göre konuşan bir "metin"e dönüştürülmek istenmektedir. Bunu yapanlar her ne kadar adını böyle koymasalar da sonuç itibariyle hadise budur. Üstelik bunu yaparken Kur'an'ın, "Gelenekçiler"in ileri sürdüğü gibi öyle "anlaşılmaz" değil, apaçık ve anlaşılır bir kitap olduğunu söylemeyi de ihmal etmezler.1

İlginçtir, Kur'an'ın "apaçık" bir kitap olduğunu her fırsatta vurguladığı dikkat çeken pek çok kimsenin, birçok Kur'an ayetinin anlam ve delaletinde farklı düşündüğünü görüyoruz. Söz gelimi Kur'an'da başörtüsü, Efendimiz (s.a.v)'in şefaati, kabir azabı, namaz vakitleri, nesh... var mıdır yok mudur; 2/el-Bakara, 62 ve 5/el-Mâide, 69 gibi Ehl-i Kitab'ın akıbetinden bahseden ayetler nasıl anlaşılmalıdır (Ehl-i Kitap Efendimiz (s.a.v)'e ve Kur'an'a iman etmeden cennete gidebilir mi)... ve daha pek çok konu böyledir.

İslami ilimler ve Müslümanlığımızın kıvamı

İçinden geçmekte olduğumuz süreçte Müslümanlık anlayışımız, İslamî ilimlerle herhangi bir irtibat kurma ihtiyacı hissetmeden ortaya konulan teorik ve "kurgusal" bir retorik üzerine inşa ediliyor artık. Giderek yükselmekte olan "kaynaklara dönelim" söyleminin ya da "Kur'an Müslümanlığı" trendinin üzerindeki tülü araladığınız zaman ortaya iki korkunç gerçek çıkıyor: İslamî ilimler konusundaki seviye ve ilgi kaybı ve bu durumun vücut verdiği çarpık Din anlayışı…

"Varlık" meselesiyle iştigal etmesi ve bütün dinî ilimlerin ilkelerini ortaya koymayı tekeffül eden ilim olması dolayısıyla Kelam ilmini diğer ilimlerden üstün tutan[1] ve Fıkıh ilmini "ahiret ilmi" olarak tavsif eden İmam el-Gazzâlî'nin[2] bu tavrı üzerinde iyi düşünmek durumundayız.

el-Fârâbî şöyle der: "İlm-i Kelam, bu Din'in sahibinin tasrih ettiği, sınırları belli fiil ve kavillerin müdafaasını onlara muhalif görüşlerin de çürütülmesini mümkün kılar. (…)

İslâm’ı Doğru Anlamak ve Yorumlamak

Cümlenin maksudu bir amma rivayat muhtelif... İslâm bir amma onun anlaşılması, yorumu çeşitlidir. Ben bir Müslüman olarak Ehl-i Sünnet ve Cemaat'in en doğru ve aslına uygun şekilde İslâm'ı anlamış ve yorumlamış olduğunu çok iyi bilirim ve böyle inanırım.

Ehl-i Sünnet ile Râfızîler arasında anlayış ve yorum farklılıkları vardır.

Ehl-i Sünnet, Peygamber Efendimizi (Salat ve selam olsun ona) görmüş, ona iman etmiş, bu imanla ölmüş, İslâm için canıyla, malıyla çalışmış, nice sıkıntılar çekmiş, kimisi imanı uğrunda şehid olmuş Ashab-ı Kiramın (Allah onlardan razı olsun) tamamını (tekrar ediyorum tamamını) sever, onlara hürmet eder, onlara hayır dua eder.

Ehl-i Sünnet Ashabın hepsini din konusunda âdil kabul eder. Yani onlar İslâm'ı Hz. Peygamberden nasıl öğrendilerse, doğru şekilde insanlara ve sonraki kuşağa öğretmişler, bu konuda asla hıyanet etmemişlerdir.

Sünnet mi Gelenek mi?

Müsteşrikler, Batı dillerinde yaptıkları İslâmiyat çalışmalarında “Sünnet” ve “Hadis”i “ tradition ” (gelenek) kelimesi ile ifade ettiler. Bu, onların, Sünnet ve Hadis'i (tıpkı kendi geçmişlerinde olduğu gibi) Rasul -i Ekrem s.a.v. Efendimiz'den sonra gelenlerin O'na atfettiği ve fakat aslında O'na ait olmayan bir yığın söz ve uygulamalar olarak ya da toplumun zaman içinde oluşturduğu örf, an'ane , adetlerle aynı özelliğe sahip, onlardan farklı ve üstün bir yanı bulunmayan bir olgu olarak nitelendirmelerinin sonucuydu.

Müsteşrikler'in *, çalışmalarını Sünnet sahasına kaydırdıkları dönemlerde yaygın olarak kullanılmaya başladığı dikkat çeken bir kavram “gelenek”.

İslâm dünyasında onların çalışmalarından etkilenen bir takım ilim adamı ve araştırmacılar, bu kavramı, onu oluşturan ve anlam sınırlarını belirleyen dinî ve kültürel arka planı dikkate almadan İslâm dünyasına aktarınca, bize tamamen yabancı bir düşünme biçiminin anahtar kavramlarından biri dilimize yerleşmiş oldu. Dolayısıyla kendisi öz Türkçe olmasına ve dilimizde öteden beri kullanılagelmesine rağmen, “gelenek” kelimesi anlam genişlemesine ve dönüşüme uğrayarak islâmî ilimler alanında kaleme alınan hemen her metinde rastlanan bir “kavram” haline geldi.

Modern İslâm Anlayışı

İslâm değişmedi ve asla değişmeyecek. Çünkü dinin sahibi Cenab-ı Allah ve dinini koruyacağını vaad ediyor.

Fakat din ve dindarlık anlayışımız bize ait ve hayli zamandır tuhaf bir değişimin girdabında.

Kısaca “Modern Anlayış” diye adlandırdığımız bu yeni anlayışın “kitaplarımızda yeri yok.” Yok, çünkü kendi kitaplarımızın irfanından doğmadı. Kendi aklımızın, kendi kalbimizin teknesinde yoğrulmadı.

Bu durumu anlamamız lazım. Anlayalım ki saf ve arı duru olanı bilelim, ona yönelelim. Kurtuluşumuz orada.

Uzun uzun açıklanabilir ama “modernleşme” kelimesiyle kastedilen şeyi, kısaca, “Batılı insan gibi düşünme, onun gibi davranma, onun değerlerini benimseme tavrı” olarak özetleyebiliriz.

İlim Bir Emanet

İslâm âlimlerinin din-i mübinimiz İslâm’a hizmeti büyüktür. Biz kulluğumuzu, ibadet ve taatlerimizi gönül rahatlığıyla yerine getirebiliyorsak, şüphesiz bu ilim ehlinin gayretleriyle olmuştur. Onlar doğru yolu belirlemişler, karışıklığı, fitne ve fesadı önlemişlerdir.

Fakat hayli zamandır âlimlerimizin bu kıymetli konumlarını tartışmaya açmak isteyen, gözden düşürmeye çalışan yaklaşımlar var. Vârisi bulunduğumuz büyük ilmî mirası lekeleyip, müslümanın gönlünü ve zihnini karıştıran bu yaklaşımlar, iyi niyetlerle de ortaya çıksa da hayırlı sonuç vermesi mümkün olmayan düşünce ve teşebbüslerdir.

Her şeyden önce geçmiş nesillere, hele de o nesillerin büyüklerine karşı edepli olmak, İslâm ahlâkının son derece önemli bir prensibidir. Zahir ve bâtın âlimlerimizden başlayıp ta sahabi efendilerimize kadar uzanan bu eleştiri ve reddetme hali ciddi bir marazdır, tevbeyi gerektirir.

Marsta yağmur, virajda kalbur, sırtımda kambur

Belki bir feryad, belki de sessiz çığlık. Görünen ise sisli bir hava, uluyan kurtlar ve bir bilinmezin ortasına hop diye düşüverme…

Sıra şimdi kimde. Nasıl bir katliama kurban gidecek iyi niyetler. Nerede gerçekleşecek beklenmedik suikast. Kurban kim?

Nasıl geçirecekler boyunduruğu, sadece hakka eğilmiş boyna? Kaç koldan saldırıp bir çırpıda yutuverecekler bir masum geleceği. Açıp gözlerimizi sağımıza solumuza, önümüze arkamıza, altımıza üstümüze bakma zamanı gelmedi mi?
Görebiliyor muyuz bize doğru hızla menzil alan zehirli okları. Görebiliyor muyuz sessizce kılığından çıkmış hançerleri.

Evet, şimdi sıra kimde? Hangimiz kurbanız şeytana uşak olmuş masum yüzlü gerçeklere. Bu bir iğneli fıçı ayini değil. Bu endülüste kalan son Müslümanların katliam töreni de değil. Asırlardır türkün son kalesi selanikin düşman eline düşüşü de değil.

Bu Endülüsleri feth eden, Selanikleri Türk yurdu yapan, viyana kapılarında nam salan temiz yüreklerin işgali. Bu şeytaların korkulu rüyası bir toplumun teker teker, adım adım iman yurdundan batıl şehrine sürgünü… Tıpkı zifiri karanlıkta evlerinden toplanıp vagonlarla yerinden yurdundan alınıp sibiryanın derinliklerine taşınan kırımlı Kafkasyalı, Özbek, tatar ve Türkmen biçareler gibi.

Allah Kelamıyla Münasebetimiz

Her alanda yeni fikirlerin, yeni yaklaşımların ortaya çıktığı, kitle iletişim araçlarıyla sesini duyurduğu ve taraftar topladığı bir çağda yaşıyoruz. Bunlar arasında ufuk açan, hayatı zenginleştiren pek çok fikir var elbette. Fakat din söz konusu olduğunda durup, ciddi şekilde düşünmek gerekiyor.

Düşünmek gerekiyor, çünkü din göndereni tarafından tamamlanmış, doğru anlayış ve uygulamanın sınırları net olarak belirlenmiştir. Bu çerçevenin dışında kalan her tür yaklaşım “bid’at” olarak isimlendirilmiştir.

Bugün özellikle hadis, fıkıh, tefsir gibi İslâmî ilim külliyatını göz ardı eden, önemsizleştiren ve anlayış ve uygulamada doğrudan Kur’an-ı Kerim’e dönmeyi öneren düşünce dikkatli değerlendirilmeli, dayanakları ve sonuçları bakımından sorgulanmalıdır.

Son zamanlarda şu sözleri ne çok duyuyoruz: “Kur’an İslâm’ına dönüş”, “Kur’an’ı doğru anlamak” ya da “Müslümanı Kur’an’la buluşturmak”, “İslâm’ı hurafelerden temizlemek”.

İçeriği paylaş
Google
 

Anket

Sinema ve dizilerin islami yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?:

Sünnet . islam . iman . Kur'an-ı Kerim . kıyamet alametleri . Din ve Inanc . Ehli Sünnet . Mehdi . Hadis . Dört incil . Mezhep . cennet . Hıristiyanlık . eshab-ı kiram . tevhid . iman esasları . cinler . Hıristiyanlar . mezhepsizler . cehennem . küfür . ehli sünnet alimleri . ehli sünnet itikadı . mezhepler . amel . isa'nın gökten inmesi . Mehdi'nin çıkış alametleri . ahir zaman . din tahripçileri . eshaba dil uzatmak . islam düşmanları . mezhepsizlik . islam alimleri . incillerdeki çelişkiler . peygamberler . cennetlikler . mümin . sapık fırkalar . hak mezhepler . eshabı kötülemek . eshabı kiramı sevmek . kader . Sinoptik inciller . Hz. isa'nın mucizeleri . mezhebe uymak . eshabı hayırla anmak . Allah'ın sıfatları . Kitab-ı Mukaddes . Hıristiyan inancı . inanç . incil . vehhabilik . ehli sünnet vel cemaat . hadisi şerifler . Yeni Ahid . Muharref inciller . cin . ahiret günü . Müminler . eshabı kiramın üstünlükleri . peygamberimiz . Hıristiyan dünyası . vaaz ve nasihatleri . çarmıha gerilmesi olayı . Kuran ayetleri . Mehdi’nin ortaya çıkışı . islam'ın hakimiyeti . PKK . Ermeni Sorunu . din düşmanları . şirk . ilim . ehli sünnet yolu . Kuran . kadere iman . Yahudiler . tahrifat . Yuhanna incili . Allah'a iman . Misyonerler . mirac . ashaba muhabbet . ashab . müslümanlık . mezhep imamları . itikad . Hz. isa'nın sözleri . hadisler . iman etmek . Ehli sünnet mezhebi . irade . kıyamet günü . hesap günü . kaza . hayırlı amel . Tutku filmi . insanların hayırlısı . eshabı kiramın fazileti .

Son yorumlar